YAZILAR

Demokrasinize Sahip Çıkın!


Campaign

Yaşadığımız son siyasi gelişmeler gösteriyor ki, tam demokratikleşme yolunda daha epey yolumuz var. Oldukça sancılı geçecek bu sürecin kaybedenin yine bu ülke olacak olması üzüntü verici bir durum.

Yakın siyasi tarihimizi okuyan birinin göreceği en keskin durum ‘bu ülke ne zaman istikrara kavuşsa birileri çıkar bunu bozmaya çalışır’ gerçeği olur sanırım. 22 Temmuz seçimleri ile birçok açıdan, birçok kurumu ‘demokrasi’ mesajı veren seçmenin tek başına iktidara getirdiği AK Parti’ye geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından ‘kapatılması istemiyle’ dava açıldı. Anayasa Mahkemesi’nin davayı kabul edip etmemeyi kararlaştırmaya çalıştığı bu günlerde bu talep toplumun neredeyse tüm kesimlerinde tepkiyle karşılandı. Geçmişte kapatılan partilerle adeta ‘siyasi partiler mezarlığına’ dönen ülkemizde tam birileri artık kapatmanın çağdışı bir usul olduğuna inandı diye düşünürken açılan bu davanın, tam da Ergenekon Örgütü’nün tasfiye sürecine dek getirilmesi ise ayrı bir hadise.

Başsavcı Yalınkaya’nın hazırladığı 162 sayfalık iddianame son bir haftadır didik didik edildi. Ve görüldü ki, alelacele hazırlandığı yüzünden okunan bu iddianame neredeyse tamamen tartışmalı maddelerle dolu. Gazete kupürlerinden derlenen asılsız haberler, üretilen komplo teorilerden kesitler ve her gün yaşanan normal hadiselerden (Parti bayramlaşmaları vb.) oluşan bu iddianame ile yola çıkılması dahi oldukça enteresan bir hadise. Yine Anayasamızın 105.maddesine göre sadece vatan hainliğinden yargılanabilecek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de siyasi yasak istenen şahıslar arasında olması bile bu iddianamenin geri çevrilmesi için yeterli sebep olabilirdi.

Her ne olursa olsun millet iradesine karşı açılan bu davalar hukukun üstün(lüğün)e gölge düşürmektedir. Anayasa Mahkemesi dahi o çok tartışılan 367 kararının millet sabıkasından kurtulabilmiş değil. Bu nedenle kapatma talebi konusunda vereceği karar büyük bir fırsat olabilir. Mahkeme halk nezdinde prestijini ve güvenini yeniden kazanabilir. Bunu bekleyip göreceğiz. Umuyoruz ki, vicdanları yaralayan iddianame, vicdanları yaralayacak bir karar doğurmaz.

Asıl önemli olan konu ise gelişmelerin ve doğabilecek menfi bir kararın hukukiden ziyade siyasi sonuçlarıdır. Eğer halkın yarısının desteğini almış bir iktidar partisi yargı yoluyla kapatılırsa, bunun siyasi sonuçları hukuki sonuçlarından ağır olacaktır. Radikal grupların yıllardır sesinin çıkmadığını hepimiz biliyoruz. Olası bir kapatma olayı, radikal grupların yeniden canlandırabilir. Buna kesinlikle dikkat etmek gerek. Meşru bir zemin üzerinden siyaset yapmaya çalışan gruplara ‘siz ne yaparsanız yapın, yüzde kaçla iktidara gelirseniz gelin, ipiniz benim elimde’ mesajını verirseniz artıracağınız tek şey radikalizm olacaktır. Bu olayın en alıcı noktalarından biri de budur.

Türkiye’mizin geçmişteki acılarla yeniden karşılaşması kimseye yaramaz. Olan yine bize; hepimize olur…

Hatta Kalın...