YAZILAR

Türkiye Markasına Yazık Etmeyin


Campaign

Bir markayı değerli yapan sadece kendi konumu değil, içinde bulunduğu ülkenin de ülkenin de dünya üzerindeki sosyal, siyasal ve ekonomik konumudur. Bugün dünyanın en büyük ve değerli markaları Amerika’dan çıkıyorsa, bu sadece Amerika’nın ekonomik gücüne dayanmaz, aynı zamanda Amerika’nın sosyal ve siyasal gücünün de bunda ciddi payı vardır.

Yönetmen Oliver Stone yıllar önce ‘Geceyarısı Ekspresi’ adında bir film çekmişti. Filmde Türkiye’de uyuşturucudan yakalanarak cezaevine konan bir Amerikalının, cezaevinde yaşadığı sözümona insanlık dışı davranışlar konu edilmişti. Ancak bir film, sadece bir film bütün dünyada imajımızı yerle bir etti. Yıllarca Avrupa’ya, Amerika’ya giden Türklere bu filmi sordular, ‘gerçek mi’ dediler. Ve o iğrenç, mesnetsiz filmin izlerinin silmemiz uzun yıllar aldı.

Neler yapmadık ki bu ülkeyi doğru anlatabilmek için? Yıllardır Türkiye markasının tanıtımına milyar dolar seviyesinde bütçeler ayırıyoruz. Harikulade reklâm filmleri çekiyoruz, dünyanın her ülkesinde reklâmlar yapıyoruz vs vs. Peki bütün bunlar yapılırken dışarıya demokrasi dışı müdahalelerin ülkesi olarak yansımak bütün bu paranın, bütün bu emeğin boşa gitmesi değil mi? Yıl 2008 olmuş, AB kapısındaki bir ülkenin haline bakın. Her gün yeni çete haberleri, ülkedeki vatandaşlarının yarısının oyuyla iktidara gelmiş mevcut hükümete açılmış bir kapatma davası. Bütün bunlar dünya üzerindeki imajımızı yerle bir ediyor ve kaybeden yine biz oluyoruz. Yani bir filmin yapamadığını biz kendimize yapıyoruz.

Öyle bir marka düşünün ki, TV’lerde her saniye dönen reklâmlarında size mağazalarındaki sıcaklıktan, güler yüzlülükten, mutlu ortamlardan bahsetsin. Ve yine düşünün ki reklâmdan etkilenip o mağazaya gittiğinizde içeride buz gibi bir hava, soğuk müşteri temsilcileri ve tam bir kargaşa ortamı. Ne anlamı kalır ki, sizin reklâmlara döktüğünüz milyon dolarların. Reklâmınızdaki havayı, gerçekliğe dönüştüremedikten sonra ne anlamı var ki reklâm yapmanın. İşte bizim durumumuzda bunun aynısı. Dışarıda gülen yüzlü reklamlarımız oynuyor, içeride bin bir oyun dönüyor. Dünya özgürlük diyor, bizse hala üniversiteye hangi kılıkla girilmez onu tartışıyoruz. Dünya üzerinde kendi kendine bu kadar kötülük yapan başka bir ülke var mıdır bilmiyorum.

Ama en çok da bu ülkenin markalarına üzülüyorum. Onca bürokratik yükün arasında iş yapmaya, istihdam oluşturmaya çalışan sanayicilerine. Her kavga bizi biraz daha yalnızlığı itiyor. Dünya ekonomik buhrana doğru ilerlerken bizim gündemimizde parti kapatma davası var. Oysa en değerli markamız Türkiye. Bu markaya sahip çıkmak hepimizin boynunun borcu. ‘Başka Türkiye yok’ çünkü.

Hatta kalın…