YAZILAR

Ya Değişin, Ya Ölün!


Campaign

Ünlü düşünür Herakleitos “değişmeyen tek şey değişimdir” sözünün başında “bir nehirde iki kere yıkanmaz” diyerek değişim kavramına bundan yüzyıllar önce dikkat çekiyordu.

Değişim üzerine binlerde söz söylendi, binlerce yazı yazıldı ve halen de söylenmeye, yazılmaya devam ediliyor. Dünyanın döndüğünü fark etmediğimiz gibi değişimin etkisini de çoğu zaman hissedemiyoruz. Hissedebildiğimiz en önemli değişim teknolojik gelişim. Artık en dolu mekânlar internet cafe’ler. Gerçek dünyanın dışında bir de sanal alemde yaşıyoruz artık. Öte yandan yolda yürürken etrafımıza bir bakıyoruz; onlarca insan cep telefonları ile konuşuyor, mesajlaşıyor. Bir düşünsenize, o kadar geriye gitmeye bile gerek yok, 90’lı yılların hemen başında ölen bir insanın günümüze geldiğini. Bir bakacak ki herkesin elinde küçük bir cihaz, konuşuyorlar, yazışıyorlar. Sanırım şok geçirir.

Aslında insanlığın değişim şaşkınlığı için “şok” kelimesini bundan tam 36 yıl önce “Future Shock” (Gelecek Şoku) kitabında ünlü futureist (gelecek bilimci) Alvin Toffler kullanmıştı. Geleceğe dair öngörülerini yazdığı eserinde Toffler baş döndürücü bir hızla gelen değişimin yarattığı sorun, şok ve fırsatlarla ilgili olarak “toplumlar açlık, hastalık, bilgisizlik ve şiddeti geride bırakabilecek, bireylere yeni özgürlük ve fırsatlar doğabilecek” derken bir konuda müthiş bir tespit yapıyor ve uyarıyordu: “Kişinin en önemli sorunu (buna boş zamanlar da dahil) değişiklik ve yeniliklerin temposu ile başa çıkabilmek olacaktır”. Günümüzde yaşananlara baktığımız zaman bu öngörünün ne kadar haklı çıktığını görebiliyoruz. Neredeyse her saniye kendini yenileyen teknoloji piyasaya akıl almaz ürünler sunuyor. Her gün yeni bir şeylere yabancı kalıyoruz. Tam bir cep telefonunu kullanmaya alışmışken, fotoğraf çeken, internete bağlanıp bunu e-mail atabilen, wap uyumlu, kameralı yeni bir model çıkıyor karşımıza. Tam bir bilgisayar programını öğrenmiş ve alışmışken bir bakıyorsunuz yeni bir sürümü çıkmış.

Değişim sadece bireylerin değil şirketlerinde en önemli dinamiği. 1800’lü yıllarda bu kavram listeye giremeyebilirdi ama şimdi listenin en başında. İş yapma süreçleri, müşteriler, hizmet kanalları hepsi değişiyor, herkes değişirken şirketler buna seyirci kalamıyor. Kalırlarsa da Jack Welch’in “ Ya değişin, ya ölün...” tavsiyesine uyarak ölüyorlar. Henüz yeni bir kavram olan CRM (müşteri ilişkileri yönetimi) bile geçen yıl CMR oldu bir anda. Artık şirketcell var, mobil projeler var ve gelecekte “home office”ler olacak. Lester C. Thurman’ın da dediği gibi rekabet dünyasında iki seçeneğiniz var: “Ya kaybedeceksiniz, ya değişeceksiniz...”

Değişim hızına yetişmenin yolu, insanın bireysel yetkinliklerini her an yenilemesinden geçiyor. Nasıl teknoloji kendini geliştiriyorsa, bizlerde sürekli öğrenme sürecinde olarak bu değişime ayak uydurabiliriz diye düşünüyorum.

Bu yazıyı yayına hazırlarken “icatlar ihtiyaçların anasıdır” sözünden yola çıkarak ben de bir öngörüde bulunmak istiyorum. Gelecekte biri gazeteye köşe yazısını bence şöyle yazacak: Kendi ses tonunu tanıyan bilgisayarın başına geçecek, “açıl” diyerek açtığı bilgisayarından “word” programını açmasını isteyecek, ardından konuşarak köşe yazısını bilgisayara yazdıracak. Sonra bunu “benim çalıştığım gazeteye e-mail at” diyecek. Tabi bütün bunları oturduğu koltukta ayaklarını uzatmış durumda, kahvesini yudumlarken yapacak...