YAZILAR

Özal ve Varisi


Campaign

İş hayatına zorunlu olarak verdiğim (askerlik) bu kısa zaman içersinde, en az onun kadar ilgi duyduğum ‘Siyaset’ alanıyla zihinsel anlamda daha fazla meşgul olma fırsatını yakaladım. Bu konuda attığım adımlardan bir tanesi de kendime iş yo(r)ğunluğunu bahane ederek vakit ayıramadığım kitapları okumak oldu.

Özal dönemi benim ‘çocukluk’ dönemime rastlayan bir dönem. Zihnimde, düzenli olarak ekrana çıkıp icraatlarını aktardığı “İcraatın İçinden” programıyla yer eden (bu algımda ‘siyasal iletişim’in önemi de fark ediliyor sanırım) Özal’a karşı hep bir merak ve belki de bu gizemin getirdiği bir hayranlık vardı. Ve orada burada karşılaştığım, onun devrini yaşamış bir çok kişiye onu, kişiliğini, politikalarını sordum. Aldığım cevaplarda hep bir tereddüt, bir çözememişlik vardı. Belki de kimse onu tam olarak anlayamamış şimdi de anlatamıyordu.

Soner Yalçın ve M. Ali Birand imzalı ‘The Özal” kitabı zaten on binlerce sayfa tutan notların bir özetinden oluşuyor. Bu nedenle benim ‘ekte’ istifade edeceğinizi umarak sunduğum dosya, bu kitabın bir özetinden çok, dikkatimi çeken noktalarından oluşuyor. Kitabın içerisinde bu notların haricinde Özal’ın güncel meselelere bakışından (özellikle güneydoğu sorunu ve Irak), ona yapılan suikastların perde arkası olaylarına ve dahası ölümünden önceki planlarına kadar daha bir çok ilgi çekici konu yer alıyor. Özellikle bir gün aktif politikaya girerek, bu ülkeye daha dolaysız hizmet etmeye düşünenlerin, yakın tarihimize ciddi bir ışık tutan bu kitabı okumaya mutlaka zaman ayırmasını öneriyorum.

Bu mailde, kitabı okurken dikkatimi çeken bir noktayı kısaca sizinle paylaşmak istiyorum. Bu da Turgut Özal ve R. Tayyip Erdoğan arasındaki paralellik. Her ne kadar Ak Parti’nin önce Demokrat Parti, sonra Anavatan partilerinin fikren bir devamı olduğu yargısı ortada olsa da ve partinin arkasında duran isimlerden birinin Özal’ın kardeşi Korkut Özal olduğunu bilsem de söylem, tarz ve icraatlarındaki benzerlik oldukça dikkat çekici. Zamanında Thatcher, Baba Bush, Kohl gibi dünya liderleriyle ‘şahsi’ dostluklar kuran Özal ile “dostum Berlusconi, dostum Blair” söylemli Erdoğan, “İcraatın İçinden” programlarıyla ‘siyasi pazarlamayı’ en iyi bilenlerden biri olan Özal ile parti olarak yaptıkları icraatları kitapçıkta toplayan, ‘ulusa sesleniş konuşmalarının imajını yenilemeye çalışan Erdoğan, bir başbakan olarak devleti adına Cezayir’den özür dileyen Özal ile, güneydoğu halkından yapılan hatalar nedeniyle yine devlet olarak özür dileyen Erdoğan, yıllar önce etnik kökene dayalı sorunları milli beraberlikle aşmaya çalışan ancak yine de ‘Kürt Sorunu’ ifadesini kullanan Özal ile son Diyarbakır gezisinde aynı ifadeyi kullanan Erdoğan (partisinin 4.yıl kutlamalarından bu ifadeyi Özal’ın da kullandığını söyledi), notlarda da göreceğiniz gibi gittiği bazı ortamlarda resmiyeti sevmeyip bağdaş kurarak oldukça sade bir görüntü veren Cumhurbaşkanı Özal ile fabrika açılışlarına gittiği Kayseri’deki bir köy evinde bazı bakanlarla birlikte bağdaş kurup oturan Başbakan Erdoğan, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek gibi isimleri siyasete kazandıran Özal ile aynı isimlerle siyaset yapan Erdoğan, ve ‘Başkanlık’ sistemini getirmeyi düşünen Özal ile bu düşünce konusunda zaman zaman zemin yoklayan-yoklattıran Erdoğan…

Bu örnekler eminim çoğaltılabilir. Bütün bunlar sadece tesadüf olabilir mi? Çok zor. Bu ancak sistemli bir strateji olabilir. Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal’in de bir köşe yazısında ana hatlarıyla ele aldığı bu benzerlik akabinde Erdoğan’ın Özal’ı aşmak istemesini getirecektir. Dolayısıyla bundan sonraki hamleler arasında, merhum Özal’ın gerçekleştiremediği bir başkanlık sisteminin harekete geçirilmesi veya etnik kökene dayalı bir sorun olarak değerlendirmediği halde belki de çözmesine ömrünün yetmediği, kendi tabirleriyle “Kürt Sorunu”nuyla daha fazla meşgul olması olabilecektir. Tabi yine bunun yanında Özal ekolünün bir anlamda ‘resmi’ temsilcisi durumunda olan, Özal’ı idolü olarak gördüğünü söyleyen ve onun kurduğu -halen yönetiminde Mehmet Keçeciler gibi bazı Özal dönemi karakterleri de bulunan- partinin genel başkanı Erkan Mumcu’nun varlığı belki de kimin gerçekte onun izinde olduğunu ortaya koyacaktır.

Ancak bilinen bir gerçek var ki, her kim Özal’ı doğru analiz eder veya örnek alırsa alsın, Türkiye’nin geleceği açısından asıl önemli olan bu kişinin en az onun kadar geniş vizyona sahip olması, büyük düşünmesi, alınan kararların ardından hemen uygulamaya geçebilmesi ve en az onun kadar cesur olmasıdır.

Bu kitaptan sonra ben artık Özal’ı kimseye sormayacağım. Kafamdaki soru işaretlerinin oldukça azaldığını –hatta bittiğini- buna karşın hayranlığımın bir kat daha arttığını ifade edebilirim ancak.