YAZILAR

Nasrettin Hoca’yı Çaldılar


Campaign

Üstelik güpegündüz, herkesin gözü önünde. Biz Akşehir’li mi yoksa Sivrihisar’lı mı diye kavga ederken, fıkralarına sadece gülerken hatta olur olmadık yeni fıkralar eklerken elin adamı çaldı hem de…

Kitap fuarında stantları gezerken Peter Hawkins’in ‘Nasrettin Hoca’nın Liderlik Sırları’ kitabını görünce duraksadım birden. ‘Nasıl yani’ dedim kendi kendime. Yayıncısı da bir Türk yayıneviydi üstelik. Tamam, Nasrettin Hoca’nın ünü sınırlarımızı aşmıştı. Bu da haliyle çok güzeldi. Ama beni asıl şaşkınlığım ona değildi, ‘bize’ idi. Tıpkı kitapçıda bir Türk’ün yazdığı ‘Sheakspeare’nin liderlik sırlarını’ gören bir İngiliz gibi. Kitabı görünce, neredeyse sayısı yüzü bulan ‘Nasrettin Hoca’dan Fıkralar’ kitapları geldi aklıma. Hiç mi biri anlamamıştı Hoca’nın güldürürken aslında öğrettiğini, aslında her sözünde bir hayat gizli olduğunu, ibretlik sözler söylediğini. Öyle ya; bu Nasrettin Hoca’ydı ve ona ancak gülünürdü. Oysa Peter Hawkins öyle görmemiş ve yirmi küsur fıkrasından liderlik dersleri çıkarmıştı.

Her konuda yabancıları örnek ala ala kendi yerel değerlerimizi unutup gittik. Burnumuzun dibini göremez olduk. Sonradan dernekleşen ve yoksullara yardım ettiği ‘Deniz Feneri’ programıyla ünlenen Uğur Arslan’a bile ‘modern zamanların Robin Hood’u dedik; sanki tarihimizde yardım sever birileri yokmuş gibi. Robin Hood’un aslında kim olduğunu bilmeden, yaptığı eylemin her ne olursa olsun ‘hırsızlık’ olduğunu unutarak. Neden ‘yardımseverlik’ denilince aklımıza doğrudan gelen bir Türk’ün olmadığını, neden Robin Hood’un geldiğini düşündünüz mü hiç? Çünkü yardımseverlik bizim kültürümüz de var, genetik kodlarımızda, damarlarımızda. Çünkü o zamanlarda bizde herkes yardımseverdi, sadaka-zekât verirdi. Ancak ‘edep’ gereği bunlar gizli idi. Osmanlı’da zekâtlarını altın olarak çeşmelere asarlardı gece olunca. Oysa batı bu değerlerden yoksun olduğu için ‘hırsız’ bile olsa birini meşhur etti bu konuda ve bütün dünyaya sattı. Şimdi çocuklarımız da yardımseverlik denilince ‘Robin Hood’a hayranlık besliyor, Nasrettin Hoca’yı duyunca gülüyor. Biz onlara kendi kültürümüzü öğretemediğimiz için…

Bir Türk mucidin icadı tuhaf gelir bize. Yanlışlık var diye düşünürüz. Altında illa Edison yazmalı çünkü. İbn-i Sina’dan çok Pasteur cazip gelir bize. Ya da güzel bir sözün altında bir Türk görmek Bernard Shaw yerine. Kendi yerel değerlerimize sahip çıkmadığımız, ithal ettiğimiz kültüre maruz kaldığımız sürece öz benliğimizi bulamayacağız. Oysa bu topraklar dünya üzerinde hiçbir ülkeye nasip olmamış kültürel mirasa sahip. Peter bunu bizden önce görüyorsa suç onun değil bizim.

Bakalım Yunus Emre’yi, Mevlana’yı kim çalacak; kim liderlik dersleri çıkartacak. Birileri onlardan liderlik dersi çıkarırken bari biz de bu durumdan bir ‘ders’ çıkartsak…