YAZILAR

İdeal mi, Heves mi?


Campaign

Washington Irving’in “Sıradan insanların hevesleri, büyük insanların idealleri vardır” sözünü her okuduğumda, aklıma geldikleri zaman beni heyecanlandıran hedeflerimi sorgularım derhal. Ve ‘heves mi, ideal mi’ sorusunun cevabını yavaşça veririm kendime. ‘İdeal’ ve ‘heves’. Sonsuz bir aşk mı yoksa geçici bir sevda mı?

Büyüklerimizin farklı duygular içersinde anlattıkları ihtilal günlerini dinlerken bizde farklı duygular hissederiz onlar gibi. Tarih dersinden bir şey öğrenmiştik; tarihi olaylar her zaman günün koşullarına göre değerlendirilmelidir diye. Bu nedenle her ne kadar o günlerde meydana gelenlere oldukça eleştirisel baksam da işin ‘tarihsel’ boyutunu tarihçilere bırakıp başka bir çıkarımımı belirtmek istiyorum. O insanlar –ki bunların birçoğu üniversite öğrencisi idi– bütün bu kavgaları kendi inandıkları idealler uğruna verdiler. Düşünceleri her ne olursa olsun, doğru veya yanlış olsun, bir ‘idealleri’ vardı. Ve bu uğurda ölmekten çekinmediler.

Sadece onlar mı? İdealleri uğruna ölenleri tarih hep özel sayfalarına yazmıştır. “Bir düşüm var...” diyerek, zenci haklarını savunan ve kısa zaman içersinde milyonlarca insanı düşüne ortak etmeyi başarmış, insan haklarının unutulmaz savunucusu Martin Luther King, henüz 39 yaşında noktalamıştı hayatını. Üstelik hain bir suikastla. Ve o, idealleri uğruna ölürken bunu başaramayacak olanlara, sanki intihar etmeleri için kurşun gibi biz söz bırakıyordu ardında: “Eğer uğrunda ölecek bir amacınız yoksa yaşamayı hak etmemişsiniz demektir…” Şimdi Amerikan halkı onu hiç unutmuyor. Onu bu davadan vazgeçirmeye çalışanları ise hiç hatırlamıyor.

Şimdi geldiğimiz zamana baktığımızda kavga eden insanlar görmüyoruz. Ama artık ‘idealleri’ olanları da görmüyoruz. Amacını arayanları, heves peşinde koşanları görüyoruz. Üniversite de iken bir Nazan Hocamız vardı. ‘İşletme’ nedir ondan öğrenmiştik. Mezun olduktan bir zaman sonra ziyaretine gittim. Odada oturduğum iki saat boyunca odasına neredeyse hiçbir öğrenci girmemesine çok şaşırdım. Oysa o üniversite yıllarında hocalarını ders dışında da bulabilmek, ideallerinden bahsetmek, onlardan bir nebze de olsa daha fazla yararlanabilmek için kapılarını aşındırıyordu belki de. ‘Yeminli Mali Müşavir’ olup çok para kazanmanın hesaplarını yapan birçok arkadaşım oldu. Ama hiç biri üniversitedeki muhasebe hocasının kapısını çalıp, hararetle hedefinden bahsetmedi, tavsiye istemedi. Şimdi neredeler inanın bilmiyorum.

Kendinize bir gün mutlaka sorun; ‘bendeki heves mi, ideal mi’ diye. ‘Neden başbakan olmak istediğinizi’ sorgulayın. Siyah makam araçlarının dayanılmaz cazibesi mi sizi çeken yoksa vatana millete hizmet etmek mi derdiniz. Ve cevabınız ‘ideal’ çıkarsa peşini hiç bırakmayın. Başbakanların cevapları hep ‘ideal’ olur çünkü…

Hatta kalın…