YAZILAR

Esnaflık Sanatı


Campaign

Küçükken babamdan duyardım hep ‘esnaflık sanattır’ diye de inanmazdım. Bir şeyler alıp satmak, para alıp vermek kadar basit işlemlerin neyi sanat olabilirdi ki? Yani bu kadar yalın ve basit şeylerde bir hüner aranır mıydı?

Sonradan selamınızı almayan, tok satıcı rolüne bürünüp sizinle ilgilenmeyen, raftan iki kazak indirmekten aciz bir de üstüne üstlük alışverişsiz çıktığınızda ardınızdan neredeyse sövecek gibi bakan ‘esnaf bozuntularını’ görünce anladım babamın ne demek istediğini. Meğer cidden sanatmış bu iş. Meğer gerçekten ciddi ciddi bir hüner gerektiriyormuş.

Sonradan hatırladım yine: Çocukken bize bir hikâye anlatılırdı. Zamanın birinde bal satan iki adam varmış. Bir tanesinin malı diğerine göre daha iyiymiş. Gelgelelim müşteriler daha çok diğerini tercih ediyor, bizimkine kimse uğramıyormuş. Bir gün bir dostuna konuyu açmış ve sormuş. Dostunun verdiği cevap konuyu da özetliyor nitelikte aslında: “Sen bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor…” Birbirinden güzel, kaliteli ürünler sergilemekle olmuyor demek ki iş. Güler yüz lazım, tatlı dil lazım, sabır lazım ve dahası sebat lazım…

“Sevdiğin işi yapıyorsan hayat boyu çalışmış sayılmazsın” demiş Konfüçyüs bundan yüzyıllar önce. Esnaflık da bunu gerektiriyor işte: İşi sevmeyi, müşteriye hizmeti düstur edinmeyi, bu sanatı öğrenmeye istekli olmayı yani.

Satış sanatı yaşamın her alanında geçerli aslında. Ünlü yazar OG Mandino, 22 dile çevrilmiş ünlü ‘Dünyanın En Büyük Satıcısı’ adlı kitabında “Aslında hepimiz bir satıcı değil miyiz, Hayattaki başarı ve mutluluğumuz büyük ölçüde kendimizi başkalarına nasıl sattığımıza bağlı değil mi?” diye sorar. Her geçen gün daha da zorlaşan rekabet ortamında farklılaşanların ve kendini iyi konumlandıranların ayakta kaldığını gördükçe bu tespitin aslında ne kadar da isabetli olduğunu görmek hiç de zor değil. Esnaflık sanatı bu işi ancak gerçekten yapmak isteyeceklerin öğrenebileceği bir sanat. Ve her biri ‘insan’ olan müşterilerini ancak bu sanatı adam gibi icra edenler anlayacaktır sanırım.

Bunca söze gerek yok aslında. Lakin eskiden bilumum bütün ticarethanelerin duvarlarında asılı duran bir tek kural bundan önceleri hep geçerliydi, bundan sonra da hep geçerli olacak: “Müşteri her zaman haklıdır…”

Hatta kalın…