Yeni Bir Yol

Sanıyorum 2001 yılının Haziran ayıydı. Aynı yılın Şubat ayında yaşanan ve tüm ülkeyi derinden sarsan ekonomik krizin etkilerinin artarak sürdüğü günlerdi. O dönemde henüz üniversite öğrencisi olduğumuz için krizin sadece ucu bize dokunuyordu ancak medyada her gün çıkan kara haberler ve etraftaki asık yüzler biraz da merakla takip ettiğimiz süreçte moralimizi bozmaya yetmişti. Koca bir ülke adeta çıkış yolu arıyordu. Koltuğuna yeni oturan önemli sivil toplum kuruluşlarından birinin başkanı, ayağının tozuyla tüm ülkeyi gezmeye başlamış, işadamlarıyla buluşup durum değerlendirmesi yapıyordu. O gün Çanakkale’ye yaptığı ziyarette kendisini ilgiyle dinleyenlerden biri de bendim. Yeni bir başlangıç yapmak istediklerini ve iş dünyasına yeni bir umut aşılamak istediklerinin altını çiziyordu. Toplantı bitiminde yanına gittiğimde ona aynen şunları söylediğimi hatırlıyorum: “Siz burada işadamlarına umut dağıtıyorsunuz ancak bugün umuda en çok ihtiyacı olanlar bu ülkenin geleceği olan gençler. Dilerim bir gün üniversitemize gelip bu fikirlerinizi orada bizimle de paylaşırsınız.”

Aradan neredeyse 12 yıl geçti. Bugün adına ister yargı, ister siyasi ya da ister ekonomik deyin yine bir krizin tam ortasındayız. Ve maalesef bu ülkenin gençleri yani yarınları olarak yine bir umutsuzluk girdabının içinde dönmeye başladık. Okulda bize öğrettikleri gibi içinde bulunduğumuz jeopolitik konumdan mıdır bilinmez, güzel ülkemizin krizleri bir türlü bitmek bilmiyor. Deprem profesörleri ‘depremle yaşamaya alışacağız’ demişlerdi ya sanırım biz de krizle yaşamaya alışacağız. Peki alışmakla bu sorunu aşabilecek miyiz? Hayır. Aksine biz alıştıkça ve hislerimiz köreldikçe yaralarımız daha da derinleşecek ve biz bunu asla fark etmeyeceğiz. En kötüsü de böyle giderse sonunda tedavisi mümkün olmayan amansız bir hastalığa tutulacağız.

Memleketin bugünkü manzarasına bakınca sadece bir genç olarak değil, bu topraklar üzerinde yaşayan herhangi bir vatandaş olarak ümitsizliğe kapılmamak mümkün değil. Bugün Türkiye’de hepimizi ayrıştıran derin bir çatışma var. Bugün Türkiye’de kendi doğrusunu bir kenara bırakıp, destekçisi olduğu kişi ya da kurumun doğrusunun peşinden gidenler var. Bugün Türkiye’de sizden taraf olmanızı isteyen, bununla da kalmayıp karşı tarafa ateş açmanızı isteyenler var. Ve de en önemlisi bütün bunların ortasında ne olup bittiğini bilmeyen, anlamayan ve artık anlamaya bile çalışmayan milyonlarca genç var.

Öte yandan biz bütün bu tartışmalar içersinde kıvranırken, tabir-i caizse birbirimizi yerken aynı anda dünyada neler oluyor ona bir bakmak lazım. Sadece bugün okuduğum bir haberde şöyle yazıyor: “ABD'li bilim adamları fiber optik kablolara benzeyen yeni fırçalar ile elektrik enerjisini aktarmayı başardılar. Kumaş içine koydukları malzemeler sayesinde akıllı giysiler yaratabilecekler ve bu sayede vücut hareketleri ile taşınabilir cihazlarda kullanmak için yeterli enerjiyi sağlamış olacaklar.” Peki aynı anda biz bilişim üzerine ne yapıyoruz? Onu da söyleyeyim. Henüz yirmisindeki Amerikalı gençlerin kurduğu ve bugün milyar dolarlık gelirleriyle dünyanın en değerli markaları arasında yer alan Twitter ve Facebook üzerinden birbirimize laf yetiştirmekle meşgulüz. Dünya değişiyor ve biz hala yerimizde sayıyoruz. Hatta nasıl daha geriye gidebiliriz onun yollarını arıyoruz.
Ama artık bütün bu olumsuzlukların bir son bulması lazım. Çok zaman harcadık, daha fazlasına artık lüksümüz yok. Her günümüzü gün edip, ‘nerde akşam orda sabah’ şarkıları söylemek bir yere kadar. Biz iç çekişmelerle birbirimizi yerken çok değil hemen yanı başımızda vahim olaylar cereyan ediyor. Birlik ve beraberliğe yani ‘toplumsal birlikteliğe’ bugün her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Evde bilgisayar başında oturup, ‘elimizden ne gelir ki’ diye düşünmeden herkesin bu yangına dökecek bir damla suyu elbette vardır.

Peki nasıl yapacağız; ne yapacağız da kendi geleceğimizi kurtaracağız; ortak geleceğimize ne şekilde bir ışık yakacağız ve kimden taraf olacağız diye soruyorsanız henüz gücünüzün farkına varamamışsınız demektir. Öncelikle geçmişte olduğu gibi bugün de haktan, adaletten ve eşitlikten taraf olacağız. Demokrasimizi yani kendi irademizi kimseye yedirmeyeceğiz. Kutuplaşmayı kaldırıp, fikri ayrılıklarımızı medeni bir şekilde ortaya koyarak zenginlik oluşturacağız. Önümüze konulan seçenekler arasında bir tercih yapmak durumunda kalmayıp kendi seçeneğimizi oluşturacağız. Kısacası hep birlikte ‘yeni bir yol’ bulacağız. Barışa giden bir yol bulacağız. Kardeşliğe giden bir yol bulacağız. Sevgiye giden bir yol bulacağız. Geleceğin güçlü, müreffeh ve aydınlık Türkiye’sine giden bir yol bulacağız. Ve elbette bir gün bunu mutlaka başaracağız.

Yeter ki unutmayalım ve müsterih olalım. Bugün bu topraklarda arkadaşlık ekiyoruz yarın kardeşlik biçeceğiz, gözyaşı ekiyoruz yağmur biçeceğiz, sevgi ekiyoruz aşk biçeceğiz ve nihayet hasret ekiyoruz vuslat biçeceğiz…

 





COPYRIGHT © 2015 ABDULLAH YAŞAR